“Çocukluğumu Sakla…” « habersiz.com.tr

17 Mayıs 2022 - 00:56

“Çocukluğumu Sakla…”

“Çocukluğumu Sakla…”
Son Güncelleme :

20 Ocak 2022 - 5:01

Bir çok Tokatlı, çeşitli nedenler ile memleketini bırakıp, başka şehirlere hicret ediyor. Bu kadim şehri bırakıp gitseler dahi; akıllarında ve hayâllerinde hep Tokat var…
Çocukluklarını, mahallesini, anılarını, eş-dost ve arkadaşlarını zihinlerinde hep canlı tutmaktalar…
1970 ve 80’li yıllarda Tokat’ta Foto Bahattin Bey vardı. 1980’li yılların sonunda Ankara’ya taşınmıştı. Bahattin Alpay, meslekte saygın ve bugün Tokat’ta bu işi yapan meslek erbabının çoğunun babasının ustasıdır. Lise yılların da okul arkadaşım olan ve şu an emekli müzik öğretmeni olan Deniz İnkilap kardeşimizin de babasıdır.
Ankara’da yaşayan Deniz kardeşimle yıllar sonra karşılaştık. Tokat’a 35 yılda bir defa gelmiş. Ancak Tokat O’nun kalbinde öyle bir yer etmiş ki, lafı geçince gözlerinden yaşlar süzülüyor. Benim attığım Tokat videolarını gördükçe hayret ediyorlar.
Tokat’taki inanılmaz  değişim, sokak sağlıklaştırmaları, Belediye Başkanı Av. Eyüp Eroğlu’nun gerçekleşen projeleri Tokat’ı bambaşka bir Tokat yaptı. Deniz Hanım, bu değişime sevinirken biraz da üzüldü. Hayâlinde kalan Gencay Mahallesi modern binalar ile dolmuştu.
Değişmeyen tek şey değişimdi… Bu hayatın bir gerçeği.
Deniz Hanım yazdığı kitapta, çocukluğundaki Tokat’ı öyle güzel anlatmış ki, okurken insan duygulanıyor…
Deniz İnkilap,” Çocukluğumu Sakla” kitabında neler yazmış; gelin birlikte okuyalım…
Yaşayan herkesin bir öyküsü vardır derler… Yaşam için bir sürü öyküden oluşmuş bir kitap demek daha doğru olur… Yavan ya da değil… Okunur ya da okunmaz… Anlaşılır ya da anlaşılmaz.
Öylece sayfalar döner… Her gün yeni bir sayfa çevrilir… Anlamlı ya da değil… Bazılarımız sık sık eski sayfalara döner bakarız. Onlar geçmişleriyle yaşayanlardır… Ben böyle eski sayfalardan kopamadan yaşayanlardanım…
Her birimiz başka bir hikâye
Anne bu ayrılıklar niye
Sen yine bir ninni söyle bana
Yavrum uyusun da büyüsün diye…
Sen ne olur çocukluğumu sakla,
Tek kalan bu elimde avucumda…
Bu mısralar aldııı götürdü beni uzaklara, anılara…  Çocukluğuma…
Her çocuk gibi ben de basit şeyler ister, küçük şeylerle mutlu olurdum. Renkli horoz şekerler, bisküviler, para çikolatalar, dondurmalar, balonlar, uçurtmalar yeter de artardı beni mutlu etmeye. Annemin teninin kokusu, babamın yanımdaki varlığı bana huzur verirdi.
Hayali kurulan pembe evlerdendi bizim evimiz. İki katın üzerine bir de asma kat çıkılan toplam iki buçuk katlı ahşap bir evdi. Evin giriş katı kiraya verilir, biz de üstte kalan bir buçuk katın tamamında kalırdık. Arka balkonumuza girişteki küçük bahçeden hanım elleri, sarı kanaryalar, sarmaşıklar uzanırdı. Balkonumuzdaki salıncakta, bir yandan sallanıp diğer yandan şarkılar söyler, mutluluktan havalara uçardım. Bir de asma katın merdiven altı boşluğundaki geçirdiğim dakikalar. Burası bazen ablalarımla bazen de tek başıma oyunlar oynadığım gizemli bir yerdi benim için. Küçük dünyamda büyük hayaller kurar, bebeklerimi, mutfak eşyalarımı düzenler yere küçük bir kilim sererek evcilik oynardım. Tüm çocuklar gibi oyun oynamak benim için de o yıllarda en keyifli şeydi. Evde oynamaktan sıkıldığımda ise oyuncaklarımı toplar, çıkardım mahalleye….
Çocukluk dönemlerimde ele avuca sığmaz bir yüreğim vardı. Gökkuşağıyla ip atlamayı severdim. Bulutlar pamuk şekerlerimdi. Yıldızlar kayarken kuyruklarına biner uzaklara giderdim.  Çılgın biriydim. Her çocuk gibi anasının dizinin dibinde oturanlardan değildim. Özgür kızdım ben.  Mahallede tanımadığım kişi girip-çıkmadığım ev neredeyse yoktu.
Benim çocukluğumda mahalle evimizin bahçesi, dışa açılan büyük bir yaşam alanıydı. Komşularımız, akrabalarımız kadar yakındı bize. Mahallemizin yaşlıları dedemiz – ninemiz, büyükleri ise yengemiz, teyzemiz, amcamızdı. Öylesine güven ve sevgi ortamı sunarlardı ki bizlere.
Elinde bastonu ekmek almış dönerken rastladığımda Ese oğlu dede mutlaka hal hatırımı sorar, başımı okşardı. Annem evde yoksa dışarıda kalmışsam komşulardan birisi evine alır, sofrasına buyur eder bir güzel karnımı doyururlardı. Bütün mahalle sanki kocamaaan bir aile gibiydik.
Mahallemizin adı Gençay mahallesi’ idi. Behzat deresinden başlayan mahalle, dar ve yukarıya çıkıldıkça hafif yokuştu. Evler tam ortasından geçen arka bakarlardı. Karşılıklı olarak sağlı sollu birbirini selamlar gibi sokağa dizilmişlerdi. Kiremit tavanlı, duvarları kireçle badanalanmış ahşap evler genellikle iki katlı idi. İki kanatlı – kocaman tokmakları olan dış kapılar,  geniş bir avluya açılırdı. Kalın ahşap kirişler olurdu evlerin tavanlarında. Ev sahibi hali  vakti yerinde varlıklı bir aile ise odaların ahşap tavanları el işlemesi motiflerle süslenmiş olurdu. Kışın ısınmak için sobalar kurulurdu evlere. Çıtır çıtır yanan odunun sesine sobanın üzerindeki çaydanlığın fokurtusu eşlik ederdi. Birde çaydanlıkta kaynayan ıhlamur olursa, miss  gibi bir koku yayılırdı odaya.
Kış aylarında pencereden dışarıya doğru baktığımda komşu evlerin bacasından tüten dumanları görürdüm. Evimizde yanan soba ise bedenlerimizle birlikte yüreklerimizi de ısıtırdı. Ailecek etrafında toplanır tadına doyulmaz sohbetler ederdik. O yıllarda kar öyle böyle yağmazdı. Dışarıya çıktığımızda dizlerimize kadar gömülür, yürüyemezdik. Evlerimizin önü, sokağımız bembeyaz karla kaplanırdı. Bir de okullar kar yağışı nedeni ile tatil olmuşsa. Oh… Değmeyin keyfimize. Mahallenin çocukları ile çıkardık sokağa, başlardık kartopu oynamaya. Erkekler tahtalardan kızak yapar veya geceden donmuş buzun üzerinde kayardı. Karda, buzda düşenin kalkanın haddi hesabı olmazdı. Bir taraftan canımız acır ağlar, diğer taraftan da katıla katıla gülerdik. Eve ayazdan elma gibi kıpkırmızı olmuş yanaklarla dönerdik. Islanmış eldivenleri, ayakkabıları sobanın yanına koyar kuruturduk. Annemin yaptığı sıcacık nefis çorba içimizi ısıtırdı.
Mahalledeki oyun arkadaşlarımın başında Saadet gelirdi. Bazen ablalarım ve onun ablaları da katılırdı oyunlarımıza. Saadet’lerde bizim gibi üç kız kardeştiler. Bir de Saadet’lerin evinin hemen yanında oturan oduncunun kızı Saliha. Saliha öksüzdü annesi yoktu. Yoksul ve oldukça da kalabalık bir ailenin çocuğuydu. Mahalledeki diğer çocuklar bitli Saliha derlerdi. Onunla oyun oynamak istemezlerdi. Olsun ben yinede oynardım. Mahallemizde yaşayan bir çocuktu nede olsa hem annesinin olmaması da beni ayrıca üzerdi.
Mahallenin kızları hep bir araya geldiğimizde genellikle bizim evin önünde oynardık. İp atlar, lastik top oynar, evcilik oynar, kiremitleri taş ile ezer, sokağımızdan akan su ile karıştırarak ellerimize kınalar yakardık… Saymacalar, tekerlemeler, daha neler neler…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Münevver Ocak 21, 2022 / 8:23 am Cevapla

Duygu yüklü cümlelerin her biri taa içimize akıp gidiyor…
Teşekurler, sevgiler…