En Sevdiğim Pazar Günleri Hep Bi Buruk « habersiz.com.tr

17 Eylül 2021 - 15:39

En Sevdiğim Pazar Günleri Hep Bi Buruk

En Sevdiğim Pazar Günleri Hep Bi Buruk
Son Güncelleme :

10 Eylül 2021 - 20:00

Geçmişten bir pazar günü klasiği; Babam camdan karşıya sesleniyor 200 metre ileride caminin hemen yanında derme çatma yer, “Şayıp… Şayıpp… (Kasap Şuayip Gürsoy) var mı bi şeyler?” Varsa, babam yine bağırarak “Pirzola ve dalak gönder” namussuzz… (sevgi sözcüğü) diye gülerek kahvaltı hazırlanmasını bekliyoruz. Saat onda “Arkası Yarın” başlayacak keşke yetişebilse…
Annem elime plastik yayvan bi kap veriyor, bahçeden dometes ve biber getirmem için… Ama genelde benim elime tutuşturuluyor çünkü, Sema kitap okuyor genelde (ilk kitabı Suç ve Ceza babam ona bile söyleniyor bu yaşta ağır diye.)
Gerze’nin Gürsüvet köyündeyiz. Saglıkocağının birbirine yapışık vagon ve kibrit kutusunu anımsatan mini mini 75 metrekare lojmanindayız… Üstelik elektriğimizde yok!
Annem o 75 metrekare küp evi babama pek bi düşkün arşınlıyor…
Sağında solunda “Leb demeden” “Leblebiyi anlamak” için kelebek gibi kanat çırpıyor. Üç kardeş olmamıza rağmen bütün cümleleri “Babanız çok sever …” ile başlıyor…
Babam sıkkın! İyi bir okuyucu ama paylaşabileceği mecra yok, muhabbete de hasret…
Tüm dünyası biz ve iş!
Sofradayız nitekim! Size her ne kadar inandırıcı gelmesede annem Sema ve beni divan altlarından topluyor; çünkü marazız…
Radyo pilden ısındıkca etrafa koku sarıyor; çünkü koca bir parfüm şişesini kırmayı başardım üzerinde ilaç mümessilinin eşantiyonu:) her koku yayılışında mevzu bahis oluyor sakarlığım… Tedirginim! Babam sert sert bakıyor!
Akşamları küçük lüküs tüp ile aydınlanıyoruz, küçük ekran televizyon da arabanın aküsü ile çalışıyor. Hiç olmadık zamanlarda Dallas dizisinin en heyecanlı yerinde kararıyor ekran nedense hep… Üstelik halı kenarları akünün asitinden yanık, ama mühim değil aldırmıyor medeniyete hasret kalan annem.
Bitişik lojmanda hemşire Nezaket Ablamız, onun bitişiği ise Ebe Nafiye Abla oturuyor. O kadar gençler ki, Sema ile neredeyse tek sosyal alanımız onlar ile aramızdaki diyolog ve paylaşımlar… O vakit o kadar gençler ki, sanki onlar da bizim evin kızları gibiler… Hangi lojmandan güzel yemek kokusu gelse çöküyoruz sofraya. Hatta o aralar dış kapılar bile bize iç oda kapıları kadar etkili… Babamın bizi kızarak eve çağırmasına anlam veremiyoruz!? Bizim evden yine bizim eve “süngüsü düşük” dönüyoruz…
Ablalarımıza pek bi özeniyoruz genç kız hallerine ojelerine ve bembeyaz uniformalarına, steril kokularına bakıp sabırsızlanıyoruz! Bir an önce “Biz de büyüyelim” diyoruz…
Sağlık ocağını ve lojmanı diğer nahiye evlerinden ayıran bahçe duvarının yanındaki iki katlı evde yeni evli bir çift var. Akşam oturmalarına gidilen, öğretmen Mehmet ve güzel eşi Fatma Abla. Neşesi ve gülmesi çok güzel ablamızın… Pervane gibi hizmet ediyor, çayın yanında çoğunlukla memleketten getirilen iğde var. (Denizli) Gözlerim eşinin çizdiği karakalem resimleri arıyor, tekniği çok farklı… Sadece bakıyorum (ilk kıpranış)
O minicik yaşam alanımız devasa bir huzur veriyormuş oysa…
Zaman geçti hepimiz türlü, türlü hayatlara savrulduk…
Evlenmesine ve oğlunun doğumuna şahit olduğumuz ablamız Nafiye ileride evlat acısına…
Nitekim sıra ile çıkan tayinler ile dağıldık…
Biz bu arada büyüdük…Büyüyebildigimiz kadar tabi…
Sema ilk okuduğu kitaplardan da belli olduğu üzre hukukçu oldu…
Benim otu, b… keşfetmeye pek bi meraklı, fehimli biraz da hayâlperest dünyam ve Mehmet Öğretmen’in gördüğüm karalamaları ile tasarıma uzandı yolum.
O sıralarda mini minnacık kardeşim Umut ise bizim iki kız kardeş yaşadığımız onun hissedemedigi bütün sosyal olgulardan habersiz sosyolog oldu…
İki kardeş ne çok muzdarip olmuştuk. Pijamalarla köyün meydanına ya da karşı tarlaya çocukların peşinden giden kardeşimi geri getirmeye ki, biz de aslında çok küçükmüşüz…
Yıl 1978 di, 2019 oldu…
Yine bi Pazar sabahı…
Anılar silinirken belleğimden uçmasın diye yazdım…
Günlük yerine köşemi kullandım, “kusura bakmayın” bile diyemem şimdi…
En güzel anıların kusuru olur mu hiç!
Sabah kahvaltı hazırlarken dometesi kokladım ve nereden nereye…
Etrafta annemin elime tutuşturduğu eski mavi plastik yayvan kabı aradım… ama ne mümkün!
Büyüdük mü büyüdük mutluluğu azalta azalta… Çok şeylerden azları seçe seçe…
Cam kaba doğradığım domates kadar tatsız tuzsuz şimdi hayatım…
Çoğunuz gibi… tahmin edebiliyorum…
Annenizin, babanızın seslerini, gülüşlerini, kokularını özlediniz benim gibi…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.