Umut Işığını Yakan Başarıyor! « Habersiz Gazetesi

SON DAKİKA

Umut Işığını Yakan Başarıyor!

Bu haber 28 Ekim 2020 - 19:11 'de eklendi ve 45 kez görüntülendi.

Türlü engellemelere rağmen hayata sıkı sıkı sarılıp başarı merdivenlerini hızla tırmananlar azimleriyle parmak ısırtıyor. Gamze Deliduman da başarılarıyla parmak ısırtanlardan…

1-7 Kasım Disleksi (Öğrenme Güçlüğü) Farkındalık Haftası dolayısıyla öğrenme güçlüğü yaşayan bireyler ve hakları konusunda Ankara İl Engelli Meclisi Gençlik Kolu, Kırklareli Üniversite Hukuk Fakültesi Öğrencisi Gamze Deliduman ile konuştuk… 

Biraz bahseder misiniz? Disleksi olduğunuzu nasıl fark ettiniz?

“20 yaşında fark ettim ama teşhis eksik konuldu. Testlerde, kodlamada yanlış yaptığım için ve bu yanlıştan dolayı da devamlı başarısız oluyorsun. Yani B’yi işaretleyeceğine D’yi işaretliyorsun… Sonuçlar kötü çıkmaya başlıyor, bir yerde bir sıkıntı olduğunu anlamaya başlıyorsun. İnternetten baktığımda fazla veri yoktu, ne dernek vardı ne vakıf vardı ne de bu kadar aktif hocalar vardı. Psikiyatristler de bilmiyordu… Ben de bir problem olduğunu düşündüğüm için doktora gittik. Bu süreçler çok sıkıntılı… O zaman, Hacettepe’deyken ben zorla yaptırdım. 18 yaş üzerine test yapılmıyordu, ben 20 yaşındaydım. Test sonucunu YÖK’e vermem gerekiyordu, okul hayatım bitmez gibiydi, biraz zoraki yaptırdım. Hatta Hacettepe’de 18 yaş üzeri ilk rapor alan da benim. Aileye gelince, hocalar da aile de hiç fark etmedi…”

Eğitim hayatında, özellikle çocukluk yıllarında, ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

“3. sınıfa kadar okuma yoktu, her şey zordu. Bizim zamanımızda kurulla geçme vardı, kurulla geçtim. Lise 1’de kaldım, 9 tane mi 10 tane mi zayıfım vardı, ders sayısı da 11’di. Bir beden dersinden bir de din dersinden geçmiştim, bundan bir şey olmaz diyorlardı.  Eğer çocukluktan fark etseler şimdi profesör olurdum! İlkokulda hatta 4-5 yaşlarında fark edilmesi gerekiyor. Ayakkabılarımı ters giyiyordum ben. Bizim zamanımızda el işi dersi vardı, örgüleri ters yapardım, tüm motifler ters olurdu.  Algılayış böyle…”

Ülkemizde üniversiteye kabul edilmek ya da memur olmak için birtakım sınavlara girmek gerekiyor, bir Disleksi olarak nasıl başa çıktın bu sınavlarla? Sence sınavlara giren diğer gençlerle eşit haklara sahip misiniz?

“Bu sınavların bize daha uygun olması gerekiyor. Sınavlar hiç uygun değil normal bireylere de engellilere de uygun değil. Biz de daha çok problem. Çok büyük adaletsizlik var. Belli haklar zaten verilmiyor o ayrı bir sorun. Sınavlarda zaten zor sorular var. 8. sınıfa giden bir Disleksili çocuk var. Müthiş derecede fen bilgisi matematik zekâsı var ama dikkatinden dolayı, özür durumundan dolayı işaretlemeyi yanlış yapıyor. Testlerde zamanı uzatmak lazım diye düşünüyorum. En azından soru kalitesini düzeltemiyorlarsa, soru mantığını değiştiremiyorlarsa, herkese 3 saat veriyorlarsa bize 4 saat versinler. Ya da parçalı verilsin çünkü o zaman sürecinde odaklanmak çok zorlaşıyor. Parça parça yapılırsa süre de uzatıldığında bir orta bulunması gerek diye düşünüyorum. Süreç kolay değil çok zahmetli ve çok masraflı bir süreç oluyor. Çünkü birebir ders almak gerekiyor şuan bile yanıma yardımcı gerekiyor. Ben bursumla yardımcı almak istiyorum mesela.”

Disleksili çocukların özel eğitim alması gerekiyor, bu hizmet aileler için çok mu masraflı oluyor?

“Ben 2-3 sene önce özel ders almak için hocaya yalvardım, istediği paranın hepsini karşılayamadım. Saati 100 lira diyor. Bana haftada 5-6 saat matematik dersi vermesi lazım ki o kapasiteyi yakalıyayım. Türkçe, geometri, matematik derken aylık 4-5 bin lira para istiyorlar. Bir de terapiyi eklediğimi düşünün adam 10 bin lirayla çocuğuna hiçbir şey yapamaz. Ciddi masraflı, devletin bu konuda bir yöntem bulması lazım.”

Özel eğitim okulları yeterli olmuyor mu? 

“Haftada 2 saat, ayda 8 saat yeterli mi? Çocuğa Türkçe mi öğreteceksin, matematik mi öğreteceksin, fen mi öğreteceksin? Dikkat eksikliği için odaklanmayı mı öğreteceksin? Hocalar çok acımasız. Aile genellikle kabul etmiyor, çocuk eziliyor, serseri oluyor. Böyle sonuçlar çıkabiliyor. Aile çok önemli, hoca da çok önemli!”

Ama sen öğrenme güçlüğüne rağmen başarmışsın. Disleksi grubu için örnek teşkil edebilirsin. Bu zorluklara rağmen nasıl başardın?

“Çok inatçı bir yapım var, mücadele ettiğim için sonuç bu. 2011’de karar verdim, gerçekten kaliteli bir üniversitede bir şey olacağıma. Bir şey ama ne olacağımı bilmiyordum açıkçası. Arayış içerisindeydim. Sağlık yönetimi okudum, kendimi tanıyabildim. Neyi başarıp neyi başaramadığımı gördüm. O sürecimde bir hukukçuyla tanıştım. Benden hukukçu olur diyerek yolumu çizdim.”

Sınav sistemine geri dönelim. Her engel grubu için farklı sınav yapılması gerekmez mi?

“Tabii ki yapılması lazım.  Ek puan, ek süre bir şekilde eşitlenmesi gerekiyor. Süre talebinin 30 dakika olmaması gerekiyor. Gittikçe ALES’ten daha zor sorular soruluyor. Bu kaliteli soru sormak değil, insanları çıldırtmak! Hocanın çözemediği soruların bize sorulması da hoş bir şey değil. Bak şuna çok gülüyorum; bütün sınavlarda ek süre hakkını alıyorsun ama Engelli KPSS’sinde almıyorsun. Çok komik! Sınavlarda da gözetmen senin yerine okuyabiliyor. Benim gözetmenim bir ara uyumuştu. Görme engelli soruların okunmasına alışık, kendini buna alıştırmadığın sürece alıştıramıyorsun da. Sınavda dikkatini daha çok dağıtıyor, karşı tarafın sesini algılayamıyorsun.  Sorular gittikçe zorlaşıyor ve uzun. Yetiştirme problemi zaten herkeste var. 30 dakika çok az bir süre. Türkiye’deki gençlerin hayatını sınavlarla geçirmesini hiç istemiyorum. Kendi adıma da söyleyeyim, ‘lanet olsun’ diyorsun. YÖK’ün, ÖSYM’nin hatta ilkokulun, lisenin, bunların bir arada oturup yani eğitimcilerin, öğretmenlerle, velilerle birlikte çözüm bulması lazım. Çocukları gençleri bu çözüme katması lazım. Sıkıntıları çeken insanların çözüm üretmesi gerekiyor. Ben kendimce çözüm ürettim. Yazıyı sese çevirme programlarını kullanıyorum. Çok işime yarıyor. Bu programların geliştirilmesi gerekiyor.  Çocuklar dijital oyunlar oynuyor. 4 yaşında bir çocuk oyunla sayıları öğreniyor. Bu oyunların engelli çocuklar için de dijitale dönüşmesi gerekiyor. Tarayıcı kalem var mesela yazıyı telefona aktarıyor ama benim bunu almam için 4 bin liraya ihtiyacım var. Dolar da çok arttığı için çok masraflı oluyor. Dernek mi vakıf mı karşılar devlet mi bilmiyorum ama bunlar ihtiyaç! Dijitali, engelli çocukların eğitimine neden çevirmeyelim?”

Üniversitede, sınavlarda sorun yaşadın mı?

“Akşamüstü sınav yapılıyor, sabah 6-7 gibi kalkıyorum. Sınav sonrası akşam 11’de evdesin. Devamlı da ders çalışıyorsun, dinlenemiyorsun. Tutturdular, sınav akşam 8’de olacak diye. 12-1 gibi yapılsa ciddi verim yüksek olacak ama akşamüstü yapılabiliyormuş! Yok öyle bir dünya! YÖK, gerektiği neyse yapılması gerekir talimatını verir, yapılmaz diyemezler. YÖK, hoca karar verir derse hocanın vicdanına kalıyorsun. Rektör bu konuda bilgisizse umursamıyor. Bu kez dilekçe savaşına giriyorsun.”

Vizelerde, finallerde sana ek süre veriliyor muydu?

“Sınavından sınavına da değişiyor. Muhasebe sınavında genelde 1 saat veriliyordu, hoca bana 1 buçuk saat veriyordu. 1 buçuk saat sınavda olmak da sıkıntı. Hoca, yapabildiğimi bildiği için bekliyordu. Bir kere Türk Dili ve Edebiyatı hocasıyla ciddi sıkıntı çektim. Yazıları o kadar küçük bir kağıt vermişti ki okuyamıyordum. Bir de sıkışıktı, testti. Anlatıyorum, anlamıyor. YÖK’e şikayet ettim en son. Klasik yapıldığında açıklama yapabiliyorsun. Klasik yaptığında 80 gibi yüksek bir not aldım. İkinci sınavını test yaptı. Hocam yapmayın, etmeyin diyorum anlamıyor. Bütün şıkları işaretledim. Kodlamayı da A,B,C,D hepsini işaretledim. Sınav kâğıdına yazdım; ben size durumu açıkladım, bana göre doğru olan cevaplarım diye belirttim. Bana göre B’de doğru C’de doğru diye hocaya yazdım. Onu da çöpe atamaz, şikayet etse önüne gelir, mecbur sınav kağıdını saklamak zorunda. Hoca da sıfır veremedi, bana göre sınav yapmak zorunda kaldı.”

Eğer hak savaşındaysan, sistemin tüm açıklarını bilmek zorundasın değil mi? Disleksili kişiler eğitim hayatında ne kadar fark ediliyor?

“Dikkat eksikliği olabiliyor bazılarında, konuşmada sıkıntı olabiliyor, özgüven eksikliği olabiliyor. Bunların hepsini bir çerçeveye koyduğunuzda, özellikle ilkokulda olumsuz noktalara gidebiliyor. Hocalar rencide ediyor. Okumayı bilmiyorsun, kaç yaşındasın gibi hakaret ediyor. Hakaret küfre dönüşüyor. Devamlı hocalarla kavga ediyorsun, tartışıyorsun vs. Aslında müdür kabul etse böyle bir problem de olmayacak, yazı yazacak hocalar da seve seve yapacak. Çok basit şeyleri biz tekme tokat alıyoruz gibi bir durum oluyor. Hocayla birbirimize girdik. Durumumu açıklamaya çalışıyorum, arkasını dönüyor. Bizim gibi insanlara sınav yapılmaması gerekiyor. Araştırma, ödev tarzı ya da sözle yapılması gerekiyor. Bu daha zor! Ödev verecek, araştırma verecek ama bu şekilde daha keyifli öğreniyorsun. Zaman  yok, stres yok. Yazmayı da daha keyifli yapıyorsun. Hayatımız test! Ben konuşarak da anlatabilirim.” 

Bir süredir Disleksi ve eğitim hakkında konuşuyoruz. Peki Türkiye’de geldiğimiz nokta nedir? En acil ne yapılmalıdır? Belli ki eğitim sistemi değişmeyecek, A,B,C,D,E’ye devam edeceğiz gibi görünüyor. Bu insanlara eşit haklar verilmesi için ne yapılmalıdır?

“Üniversite için şunu söyleyebilirim; görme engelli bireylere geometri soruları sorulmuyor. Disleksili bireylere de daha kısa sorular sorulabilir ya da soru sayısı azaltılabilir. Aynı soru kalitesinde olsun ama daha anlaşılabilir daha net sorular sorulursa daha keyifli olur. Eşitliğin olması için ek puan da olması gerekiyor. Biliyorsun üniversiteye girerken okul puanı da çok önemli, çok arttırıyor. Gözetmenin daha çok bilgili olması lazım ya da bilgili olan kişilerin, özel eğitimcilerin gözetmen olması gerekiyor. Lisedeki hoca ne anlar! Anlamıyor da zaten. Zıtlaşıyorsunuz. Ben sınavda çok kavga etmişimdir. ‘Tutturdu ben okuyacağım, senin hakkın yok’ diye. ‘ÖSYM’yi arayın, benim ismimi de söyleyin, bizim hakkımız var’ diye. Bu noktaya geldik. ÖSYM’den de ‘evet, siz doğrusunuz’ cevabı geldi. Sınavdayız, gerildim. Engelli KPSS’sinde de öyle. Özel eğitimci de çok. Sınav parası da veriyorlar, az da bir para değil. Doğru insanlar, doğru şeyi yapsınlar. Özel eğitimcilerin orada olması gerekiyor. Nasıl davranacağını bilir. Biri görmüyorum zannedip koluma girmeye çalışmıştı. Gençlerin de kendi haklarını bilip, savunma yetisini oluşturması lazım. Bizim bir arkadaş vardı, kolunu, elini kullanamıyor. Hocalardan not istemiyordu, ben istiyordu. Git dedim hocalardan iste, not vermek zorundalar çünkü. Okullar da kendi bünyesinde bunlarla ilgilenecek arkadaşlar oluştursun. Öğrenci dışarıda çalışacağına, devlet para versin, okul para versin ki dediğim gibi not almamıza yardımcı olacak kişiler olsun. Hem emeğinin karşılığı da verilsin. Annesi-babası para gönderemiyor, çalışmakta zorunda, biliyorsun parasızlıktan okul bırakan bir sürü kişi var. Devlet ya da okul bir şekilde engelli öğrencilere yardımcı olmaları için bir şekilde para verse çok kaliteli sonuçlar çıkar. Benim de arayışım bu, bazı şeylerde yardımcı olabilecek biri. Hem de sosyalleşme içinde faydalı olur, arkadaş olurlar…. Tabii, etkileşim olur. Bana 50 yaşındaki biri yardımcı olsa utanıyorsun ister istemez. Arkadaşın olsa, yapsana, yapar mısın oluyor ama büyük biri olunca belli bir saatten sonra olmuyor o.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.